Yaşar Güvenir'in hayatı ve eserleri

Öğeyi Oyla
(7 oy)

Ankara Radyosu sanatçılarından Kanuni Osman Güvenir,daha önce doğan beş oğlan çocuğu vefat ettiği için, yeni doğan oğlunun adını, "Mesut yaşar inşallah" düşüncesiyle Mesut Yaşar koyar. Evdeki tüm aile musikiye aşina ve bütün aile bir enstrüman çalmaktadır. Yaşar,henüz üç yaşındayken babasının kanunu kurcalamaya başlar. Babasının ekmek teknesi olan kanunun tellerine zarar verdiği için babasından ilk fırçasını bu yüzden yiyecektir.

"Babam Osman Güvenir Ankara Radyosunda senelerden beri kanun çalar. Beş yaşındaydım. Hiç unutmam, babam ev de talebelerine kanun dersi verirdi. Ben bu derslerin kapı arkası dinleyicisi idim. Babam evde bulunmadığı zamanlar, gizlice onun kanununun tellerini dile getirmekten çok memnun olurdum.

Bir gün babam beni gizlice dinlemeye başlamış ve hayret etmiş. Mektebe devam ederken kanun hevesi, derslerimi baltalar diye babam bir hayli beni azarladı... Sekiz yaşından sonra kanun çalmaya başladım. O zaman ve ondan sonra aile toplantılarında kanun çalarken ve alaturka şarkı söylerken müzisyen dostlarımız sesimin güzel olduğunu söylerlerdi.

Daha sonraları bazı hadiseler dolayısıyla ve arkadaşlarımın da tesiriyle alafranga müziğe başladım. Ama şunu da söyleyeyim ki ben müziği alafranga ve alaturka diye hiçbir zaman ayırmam. Güzel alaturka şarkı okuduğumu da söylerler. Halen caz müziğine ne kadar bağlı isem alaturkanın da zevkle dinleyicileri arasındayım. Bence müzik insanı istediği aleme ulaştıran bambaşka bir şeydir."

Kanun çalmak haricinde yeteneğini ilerletip piyano çalmayı da öğrenir. Daha sonra akordeon dersleri alan Yaşar Güvenir, lise çağına geldiğinde Ankara Amerikan Klübü'nde profesyonel olarak çalmaya başlar. Liseyi bitirdikten sonra bir yandan Ankara' da Üniversiteye başlar.

yasar-guvenir-01"Yanılmıyorsam 1950 yada 1951 sonbaharı idi. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinin Edebiyat kısmına başlayacağım... Ankara'da balo ve çaylarda gayri muayyen orkestralarla çalışıyorum. Üç dört lisanla şarkı söylüyorum. Fakat bunların içinden bir tervih yapmak lazım gelirse: İngilizce ve Türkçe olan eseleri okumak daha çok hoşuma gidiyor.

Biraz akerdeon ve piyano çalarım. Bir sene kadar evvel Ankara Radyosu'da Şevket Yüceses orkestrasıyla sekiz, dokuz ay kadar söyledim. Solistlik de ne solistlik! Telaffuzu ezberlenmiş birkaç İngilizce şarkı ve İspanyolca şarkı ve Türkçe tangolar. Ama o yıllarda yayın gücü nedeniyle Türkiye'de ancak Ankara Radyosunun sesi duyulabiliyor. İstanbul Radyosu ise ancak Trakya ve Kocaeli çevresinde dinlenebiliyor. Ama o zamanlar yayınlar canlı. Yani stüdyonun kapısı kapanıp kırmızı ışık yandımı, yüzbinlerle karşı karşıyasınız.

Bu sebeple beğenilen bir ses çabuk dikkat çekiyor. Her zaman hayranı olduğumuz Celal İnce ağabeyimiz İzmir'de askerliğini yapmakta olduğundan Ankara Radyosundaki programları sona ermiş, yerini ben doldurmaya çalışıyorum...

Sonsuz bir heyacanla İstanbul'a gelişimi hiç unutmam. Fakültenin sömestrisinden istifade ederek İstanbul'a geldim. Ahmet Üstün'ün yardımıyla radyoda yarımşar saatlik iki konser verdim. Bu neşriyatların muvaffakiyetli olması için canı gönülden yardımlarını esirgemeyen Fehmi Ege ile Necdet Koyutürk'e teşekkürü borç bilirim. Radyodaki neşriyatımdan bir gün sonra "Sahibibinin Sesi "plak şirketi ile iki plaklık mukavele yaptık. Sahibinin Sesi şirketinin o zamanki İstiklal Caddesinde Tünel'e yakın bürosunun merdivenlerini tırmanırken neler hissettiğimi anlatamam...

Ankara Radyosunun Türkçe tangolara yer vermemesi beni şimdi her on beş günde bir İstanbul Radyosuna gönderecek. Bu beni fazlasıyla üzen bir cihet. İnşallah yakında, çok sevdiğim Ankara Radyosu mikrofonuna kavuşurum. Hiç olmazsa on günde bir en çok yirmi dakikalık bir seansla arkadaşlarımla çalıp okursam çok sevineceğim"

yasar-guvenir-02Celal İnce artık radyodan çekilmiştir ve Ankara'da onun boşluğunu artık Yaşar Güvenir doldurmaya devam edecektir. Bir yandan bir süre Ankara'nın en haraketli eğlence yerlerinden biri olan İntim Lokalde çalışmaya devam eder.

"İlk defa sahneye; caz şarkıları söylemek için 1947yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi sahnesinde çıktım. Bu da bir baloda süprizle oldu. O andaki heyacanımı tabi siz takdir edersiniz. Bir ara beste yapmakla da uğraştım fakat bu uğraşma çok kısa ve verimsiz oldu. Yalnız birkaç tango ile Muammer Tümer ismindeki bir arkadaşın yazdığı "Memiş" ismindeki bir operetin bestelerini yaptım. Operet Çiçek bahçesinde ve Anadolunun muhtelif yerlerinde temsil edildi."

İlk besteleri kendi tevazu göstermesine rağmen oldukça güzel eserler olduğunu görüyoruz.
'Daha dün yanımdaydın,bilmem şimdi neredesin?' isimli eserini 1951 yılında bestelemiştir.
"Her şey bitti" isimli bestesini Fehmi Ege aranje eder ve ilk olarak İstanbul Radyosunda canlı okur.
Kendi bestesi olan "Son Gece" isimli bir tangosunun sözleri ise şöyledir:

O güzel gözlerinin yaşlarla dolduğu akşam
Dudaklarında itiraf, yanıp tutuştuğu o zalim akşam
Aşkımızın bu son gecesi
Dudaklarımdaki son hecesi

Elveda sevgilim, elveda dedim
Gözlerimdeki yaşlar hiç dinmedi
Elveda sevgili sana
Elveda bu aşka veda
Unutmak İstiyorum...

Bunu 1954 yılında bestelediği 'Kimbilir' ve 1956 yılında bestelediği "My Crazy Baby" takip eder. Bu şarkıyı 1959 yılında plağa okuyan Mina'yı dünyaca tanınan bir şarkıcıya dönüştürür. Güvenir bu şarkısını Avusturyalı bir diplamatın kızına gönlünü kaptıran ama kavuşamayan yakın bir arkadaşının duyduğu hasretten ilham olarak bestelemiştir. Ankara'da müzikseverlerin kalbini fetheden "Happy Boys" adlı İtalyan Orkestra başkentten ayrılırken hatıra olarak "My Crazy Baby"i de beraberinde götürmüştü. Ancak grup şarkıyı İtalyan şantöz Mina'ya tanıtır.

minaGüvenir; Mina'nın bu şarkıyı okuduğunu ve plak yaptıını duyduğunda çok şaşırır. Çünkü bu şarkıyı Dalida ve Darıo Monero okusun diye Fransız editör Rose Marbout ile anlaşmıştır. Hatta "Reviens quant méme" ismini taşıyacak olan şarkı için bin dolar almıştır. Fransa yerine İtalya'da sözleri değişmiş bestesinin duyulması hem editörü hem Yaşar Güvenir'i kızdırır. Bir dava Ankara'da Bir dava Fransa'da açılır.

Ankara'daki davada hakimin arzusuyla İlham Gençer ve Orhan Sezener gibi müzisyenlerin bilirkişiliğinde şarkıyı okur. Kanaate göre şarkı Yaşar Güvenir'e aittir. Ankara'daki mahkemeden Fransa'ya giden evraklar neticesinde Avrupa'da açılan davayı şirket kaybeder.

Plağı basan şirket editöre yirmi bin dolar (ikiyüzbin lira) tazminat ödeyecektir. Plağın üzerine Yaşar Güvenir'in ismi yazılıp "My Crazy Baby" adıyla tekrar basılan plak ve plak üç yüz bin adet satılacaktır. Plak çok satılıp kendiside Avrupa'da ismi duyulunca bir davette yabancı erkan içinde İsmet İnönü Yaşar Güvenir'i tebrik edecek ve şarkının mahkemelik olan hikayesi dahil tüm bestelenme sürecinin hikayesini kendisinden dinleyecektir.

Radyo dergilerinden;kendisine hayranlarından sürekli mektuplar gelen Yaşar Güvenir'in 1.80 boyunda, 70 kilo ağırlığında kumral, dalgalı saçlı, kahverengi gözleriyle genç kızlarında sevgilisi olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca futbola meraklıdır ve Kadıköylü olduğundan Fenerbahçe taraftarıdır. Romantik bir insandır. Duygusal şarkıları olduğundan Elvis Presley dinlerken Beatles gurubunu sevmemiştir. Aynı zamanda çapkın mizaçlı bir sanatkardır. "Herkesin aksine beğenmediğim çok tarafım vardır. Bilhassa gözlerimin zayıf görüşünden çok şikayetçiyim. Bana çok faydası olacağını bildiğim halde, katıyen gözlük takmak taraftarı değilim."

yasar-guvenir-03Bu yıllarda aşık olduğu bir hanımla evlenmiş ve evliliğinden iki de çocuğu olmuştur. Aynı yıllarda yine değişik lokallerde çalmaya devam etmektedir. Daha sonra Ankara'da "Klüp Yaşar" adında bir lokal açar. Ankara Kızılay da İzmir Caddesi üzerinde olan mekanı işletir hem de sahneye çıkar. 1967-68 kışına gelindiğindeyse lokalin işleri bozulur ve iş yerini kapatmak zorunda kalır.

Aşık olarak evlendiği eşiyle bazı nedenlerden bir süre dargınlık yaşamış ve ayrı kalmıştır. Sanatçı bu ruh haliyle bir süre kendini beste yapmaya verir. İşte böyle bir atmosferde bir şarkı besteler ve bu şarkının sözleriyle 1967 yılında haftalık bir gazetenin açtığı "Altın Güfte" yarışmasına katılır. Yarışmaya katılan 1.500 parça arasından 7'den 70'e herkesin seveceği ve klasik haline gelecek Yaşar Güvenir güftesi 1.seçilmiştir: Sensiz saadet neymiş tatmadım bilemem ki

Bu yarışma ile bunalımlı günlerden çıkan ve bir dönüm noktası yaşayan Yaşar Güvenir'e bir süpriz de yarışma ödülüdür. Güfteyi Zeki Müren besteleyecek ve on bin lira değerinde altın heykelcikle ödüllendirilecektir. Güvenir, Zeki Müren'in şarkıyı plak yapmasını beklerken, Müren'de geçen zaman zarfında Güvenir'in güfteyi bestelediğini sanmış ve kendisine darılmıştır. Oysaki şiir ne bestelenmiş ne de başka yerde yayınlanmamış olsa da Zeki Müren kendisine kırılır ve ödülü de kensine vermez. Daha sonra Zeki Müren şarkıyı Türk Müziği türünde besteleyip Grafsona plak yapana kadar ilgilenecektir.

yasar-guvenir-04"Altın Güfte" kazanan şarkıya çok geçmeden plak teklifleri yağar. Yaşar Güvenir Gönül Yazar'ı daha önceden tanımaktadır. Yazar; 1954 yılında Necdet Yazar'dan boşandıktan sonra Mualla Mukadder'in evinde misafir kalmaktadır. Bu sıralarda Atlas sineması Zeki Müren'i ilk defa sahnede lanse edecektir. Bu organizasyonda Mualla Mukadder, İbrahim Solmaz ve Yaşar Güvenir de olacaktır. İşte bu münasebetle Ankara'da sıhhıyede oturan Mualla Mukadder'in evinde o zamanki eşi Burhan Atakan'ın iştirakiyle sanatçı dostlarıyla buluştuğunda Gönül Yazar'la karşılaşmıştır.

Bir sohbette Erol Simavi şarkıyı plak yapmak isteyenlerin arasında Gönül Yazar'ında olduğunu ve Gönül Yazar'ı tercih etmesini söyler. Arya Plak sahibi Kenan Sezik ile anlaşılır ve şarkı ilk defa Gönül Yazar'ın plağında yer alır. Gönül Yazar da 'Sensiz Saadet Neymiş' in kaydı sırasında, özel hayatında sorunlarının olduğu, duygusal bir dönem geçirmektedir. Plak kaydının yapılacağı gün, hiç adeti olmadığı halde güpe-gündüz iki duble viski içerek kayda girmiştir. Buna rağmen şarkının sonlarına kadar sorunsuz bir şekilde şarkıyı okur.

Şarkının son kısmındaki "gel desem gelemem ki" bölümüne gelindiğinde ise, mikrofon başında Yaşar Güvenir'le göz göze gelirler. Hem Gönül Yazar'ın hem Yaşar Güvenir'in gözlerinden yaşlar boşalır işte o an... Nitekim çok hissederek yazılan, bestelenen söylenen "Gel desen gelemem ki" plağı rekor denecek düzeyde satış yapıp 100.000 adedi aşar.

Güvenir, 3 mart 1972 Cuma gecesi 25. sanat hayatı nedeniyle bir gece düzenlemişti. Mutlaka geceye geleceğini söyleyen birçok sanatçı dostlarının vefasızlığı nedeniyle çok kırılmıştır. Bir süre sonra genç yaştaki kızının vefatı nedeniyle derin üzüntü duyarak "Çaresizim" adlı şarkısını besteler. Bu besteyi Ahmet Özhan 45 lik plağa okuduğunda şarkı çok beğenilecektir.

yasar-guvenir-05Döneminde yıllarca sahnelerde yer alan, sevgi ve ilgi ile dinlenen sanatçının, kayıt altına alınmış oldukça az çalışması vardır. Bunun sebebi olarak, 1940´lı yıllarda yapılan 10 adet plak anlaşmasına rağmen, plak hammaddesi sıkıntısı mazeret gösterilmiştir.

Bir adet taş plak, bir adet 33 devir ve 3 adet 45 devir plaktan ibarettir. Şüphesiz kayıt altına alınmış olup, fakat albümleştirilmemiş nice kayıtları, vefasız ellerde yok olmuştur. Nice sanatçının ses kayıtları gibi...

Kendisi iki filmde de rol almıştır. İlki 1952 yılında yayınlanan "Bergama Sevdaları" filminde oyunculuk ve 1971 yılında yayınlanan "Küçük Sevgilim" adlı filmde şarkıcı rolündedir. Bir dönemini TRT´nın "Radyo Çocuk Kulübü" programında geçirir. Celal İnce hayranı olmasından belkide okuyuşları Celal İnce´ye benzetilir. Ancak Yaşar Güvenir'in sesi kendine özgüdür.

Dönemimin birçok güzel şarkısını kendine has biçimde yorumlamıştır. Mesela orijinal ismi "Le mouettes de mykono" adlı parçayı yani bizim bildiğimiz ve sözlerini Fecri Ebcioğlu'nun yazdığı Deniz ve Mehtap'ı yorumlamıştır. Dario Moreno ve Tanju Okan'dan da severek dinlediğimiz bu parçayı, Güvenir kendi tarzı ve yumuşak sesi ile tekrar dinleyebileceğimiz bir anı niteliğindedir.

Sanatçı'nın şarkılarını dinlediğimizde, biraz kulağı keskin olanlar hemen fark edecektir, birçok parçada Vasfi Uçaroğlu Orkestrası'nin melodik altyapısı ile karşılaşılmaktadır. Değerli Kemancı ve bestekâr Fehmi Ege'nin birçok eserini yorumlamıştır. Özellikle "Yıllarca Sabrettim", "Sensiz Saadet" gibi eserler çok tutulmuştur.

Fakat Güvenir'in hemen hemen tüm çalışmaları o güzel Orkestral melodiler ile oldukça naiftir. "Sensiz Saadet Neymiş", "Ayrılık Belki Ölümden Beter", "Ağla Gitar", "Ben Ağlarken Gülümserim", "Yalnızım Ben", "Çaresiz" i ve daha nicesi bütün bu şarkılar bir çok sanatçı tarafından plaklara okunmuştur. Bu kayıtlar dinlendikçe onun hatırası ile yaşamaya devam edecektir.

1987 yılında kalp kapakçığı ameliyatı olduktan sonra sol tarafına felç iner. Sol kolunu kullanamaz olduğundan dolayı 42 yıllık sahne hayatına bir jübile gecesiyle veda etsede beste yapmaya devam edecektir. 10 Ocak 1998 yılında İstanbul'da ebediyete intikâl eder. 13 Ocak günü Teşvikiye Camiinde kılınan cenaze namazı sonrası Feriköy Mezarlığında toprağa verilir.
Kaynak: emirertas.blogspot.com.tr

Okunma 4916 defa Son Düzenlenme Perşembe, 15 Haziran 2017 20:40

Yorum Ekle

Yorumunuz, onaylandıktan sonra görünecektir.